Şiir Kültür Deryası

010

DERVİŞİM

İpe çekilmiş saatlerinden arta kalan zamanda
Göçebe ömrümden bende kendimce göçüyorum
Soğuk odalarda küflenmiş yalnızlıklarla
Biçare sevdalara sürgünüm işte…
Avutulmuyor hasret
Çocuksu çığlığım susmuyor
Gülmek ne zaman söyle Dervişim!

İçimin dipsiz derinliğinde ölümcül savaşlara karşı
Kanatsız atlarla yarışmak var şimdi.
Kanatlarım ölesiye kırık
Ölesiye sevdalıyım vuslata
Yollarsa mayın döşeli
Kanatlanıp uçmak ne zaman söyle Dervişim!

Her şeye küskünüm. . . Herkese. .
Rüyalarım ateş yağmurlarıyla büyür
Hayal dünyam kapkaranlık
Hep yarınlarımdan ve umutlarımdan korkuyorum
Hem de senin suskunluğundan. .
Baharı kışta bitirdik, erbain vakitlerde
Yeter gelsin gayrı beklenen
Yollar tutsak bakışlarda mühürlü
Gelmeyeni görmek ne zaman söyle Dervişim!

Yarasa düşlerden kurtulup
Beyaz düşleri sarmak zor gülüm
Söyle Dervişim ne gün çıkacağım gündüze?
Vuslatlar sevdadan yana yaralı
Ben mi öleyim
Yoksa hasret mi ölsün ardından?
Menekşelerim yaban elde soldu yanıyor
Dervişim bir bak!
Kapanır dediğin yaralar yeniden kanıyor
Yüreğin kandili ağır ağır sönmekte
Uyan ey gülüm!
Uyan ki vuslata giden yağız atlılar
Geriye yaralı dönmekte. . .

Sazımın ince telinde
Hüznün tarihi yazılır,
Bir ceylan ağlıyor bir dağ yamacında
Kararlar idamların son noktasında. .
Her sevincin busesi şimşek olup düşüyor
Sevda dağlarına. .
Kan gibi. . İmtihan gibi. .
Ah Dervişim beni bir tek O bilmedi
Öldüğümü. . Solduğumu. . Ağıtlara güldüğümü. .
O’nun yüzünden binlerce şehri terk ettiğimi . .
Bir tek O bilmedi. .
Ya O’ndan O’na göçmek ne zaman söyle Dervişim!

                                                          1998

 

 

 

 

                 

 

Ana Sayfa