Şiir Kültür Deryası

014

EY SEBEP

Gidiyorsun öyle mi?
Yüreğimi toza, dumana bürüyerek
Ben ağlıyorum, sen gülüyorsun
Beni öldürüyorsun gülüm, beni öldürüyorsun
Yine de ‘kal!’ diyorum, kalmayacağını bilerek
Her şeyi bir kenara bırakıp sana geliyorum
Avuçlarımın arasına sıkışmış pembe bir gülle
Belki de seni son kez göreceğimi bildiğim içindir
Seni bulduğum kapılara dayanıp, kapıları tırmalayışım
Gidiyorsun, ben yine kapındayım
Ve ilk çıkana seni soruyorum
‘Gitti!’ diyor karşımadaki donuk bakışlar
Ve gittiğin an kalbimin ortasına bir alev topu düşüyor
Sensiz kalan yanım kanıyor
Yüreğim yanıyor, umutlarım ölüyor
Bedenimde yere yığılmış bir ceset kalıyor
Ve bir kapının önünde her şey bitiyor
Koşarak geldiğim yollardan sürünerek dönüyorum
Anladım yağmur yağmayınca toprağın neden çatladığını
Balıkların susuz kalınca niçin ağladığını
Güllerin nasıl solduğunu anladım seni kaybederken
Yürüyorum, omuzlarıma hafif bir yağmur iniyor
Yüzümde ve gönlümde buruk bir tebessüm
Çantamda sevdiğin o şiirler
Ve dudağımda yetim kalmış bir şiir daha
…’Demek şimdi gidiyorsun?’…
Meğer ne zormuş gülüm, yaşarken ölmek
Ayrılığın… Yalnızlığım… Sevdalar ortasında kavgamız
Biliyorum hala bu şehrin kalabalığındasın
Belki ağlıyorsun, belki gülüyorsun
Beni öldürüyorsun gülüm, beni öldürüyorsun
Biliyorum hala bu şehirdesin…
Lakin üç-beş saate kadar
Ya sonra?
Söyle neredesin?
‘Gel’ de, kaçıp geleyim…
“gel “ de göçüp geleyim…
Şimdi saat zeytin renkli bir akşamüstü
Caddeler yağmura ve kalabalığa aldırmayanlarla dolu
Biraz sonra senin oturduğun merdivenden kalkıp
Senin yürüdüğün kaldırımlarda, düşe kalka çekip gideceğim
Oysa ben bu saatlerde Ulus’un orta yerinde
Bir başıma kalmamıştım hiç…
Hem yağmur yağıyor, hem de yüreğim
Ben ağlıyorum sen gidiyorsun
Beni öldürüyorsun gülüm, beni öldürüyorsun
Her şeye rağmen yine Rüzgârlı Yokuşu’nda sana bir şiir yazıyorum
Senin adına yani kaybedilen umutların adına…
Sana yazıyorum, sana ağlıyorum bu şehrin her sokağında
Sen bilmesen de, halimi görmesen de…
Duraklar ölesiye kalabalık
Dışım onlarla, içim seninle dolu
Ve beynim karmakarışık
Gülüm, ben yalnız kalamıyorum
Bir Batıkent Metrosu’nda yalnızlığımı seninle
Seni içimde gizlenen sızıyla paylaşıyorum
Ulus, Akköprü, İvedik, Yenimahalle’yi geçiyorum da
Yine sende kalıyorum, senin olduğun yerde
Bir başıma, yalnızca, sensizce
Her yüzde, her gözde seni arıyorum
Herkes yabancı, hiçbir bakış sen değilsin
İçim kanıyor, prangalardan geçiyorum
Sessizce pencereye yaslanıyorum
Sonra kapılar açılıyor, kalabalıklara dalıyorum
Yürüyorum… Kendimden kaçarcasına seni kaybediyorum
Tadı yok işte böyle yaşamanın, hem şiirin, hem de şairliğin
Mecnun olmakta kâr etmiyor, Leyla olmakta
Duyuyorum uzun bir ayrılık kapımı yoklamakta
Ah! Bilesin ey yar! . . .
Hep ben ödüyorum ihanetlerin bedelini
Ben oluyorum, izmarit gibi atılan
Bir sigara gibi harcanan
Kavgalarda pankart gibi yırtılan
Ey sebep! Sevdamın adı yasak
İsmin yüreğimde deli bir tutsak
Ben bir sırrın kölesi ve bir prangaya bağlıyım
İçimde çürüdü dağlar, ben hala bir sırrın sultanıyım
Bir Çobanyıldızı koparken böğrümden
Korkum dönüşünden…
Oysa bir yolcu gider, bir şehir yıkılmaz bilirdim
Öyleyse bu harabe olmuş şehir, hangi savaştan kaldı?
Ya kana bulanmış hançerler, bu içimde yaşayan ölüler?
Ya sensizlik ne günden beri var?
Ama içimdeki kavgalar bitmedi daha
Daha senin son kez ağladığın yerde
Her gün ağlamakta var…
Yaktığın son sigaranın dumanıyla
Her gece yüreği dağlamakta var
Daha ne gördü ey sevdam bu şehir
Ey sebebim… Vay sebebim… Oy sebebim…
Herkese ve her şeye aykırı
GİT! SENİ SENSİZKEN DE YAŞAMAZSAM
NAMERDİM!

                                                                 23.05.1998

                                       

 

 

 

 

                 

 

Ana Sayfa