
035
İSTANBUL’A SİTEM
Zehir kattın damarıma suyundan aşından,
Yüz çevirip kovdun toprağından taşından,
Bak sende usanmışsın baharından kışından,
Ardımdan ‘gel’ diye seslensen de gelmem İSTANBUL.
Gözüm kalmadı artık şiirimsi kara gecende
Kan kusturdun bir damla suyun içinde,
Hatıraları dizip karşına tek tek seçende,
Sevdamı çıkarıp ta önüne sermem İSTANBUL.
Bir ceylan olsam uğramazdım yaslı dağına,
Yağmur olsam düşmezdim kurak bağına,
Çöl olsaydım ağlamazdım göğündeki suyuna,
Yarama merhem versende sürmem İSTANBUL.
Kaç dalım kaldıysa yeşil, kurudu sende,
Baharın güneşi değil, karı bile özledi gölgende,
Ummanlar kopup yerinden yangınına gelse de,
Sana bir damla suyumu vermem İSTANBUL.
Mecnun saysalar beni, ‘Leyla O’nda deseler,
Dönüp bakmam üstüne birde Üsküdar’ı verseler,
Ferhat’ım, Şirin diyarında dağları önüme serseler,
Bülbül gibi yansam da, güllerini dermem İSTANBUL.
Sararmamış yaprağıma hep hazan düşürdün,
Sevda iklimlerini hasret ocağında pişirdin,
‘Bekleyenim var’ dedim sustun, bende şaşırdım,
Bir daha gözündeki kanlı yaşa kanmam İSTANBUL.
Düğümlendin sazımın telini türkülerim yandı,
Nakışlı ızdıraplar bu gece ruhuma dolandı,
Kollarımdan düştü umut, sevinç dudağımda bağlandı,
Can çekişse de canım, korkma sende ölmem İSTANBUL.
Duydum ki göğünde uçan kuşlarımı vurmuşsun,
O da öldü mü?’ diye konup göçene sormuşsun,
Meğerse sen bir var, birde böyle yokmuşsun,
Uykusuz gözümde rüya olsanda görmem İSTANBUL.
Çöllerde seyyahım, karında düşlemem hayal
Bende ne kaldı benden başka, gel onuda al,
Gazelimi saçlarında deliren rüzgarlara sal,
Öldürsen de gözlerine destan yazmam İSTANBUL.
Uğrunda ölünen aşk yalancı, sen ise vefasız,
Bilsem seni de vururdum, tabancam kurşunsuz,
Benden sonra denizin dalgalıymış, sahilin martısız,
Ben senin gibi değilim, haline gülmem İSTANBUL. .
Söz olsun bir daha vefasız bir şehri sevmem İSTANBUL. . .
Kasım 1997