
062
VURGUN
Bir ala günde avcı misali düşersen peşime,
Elimde ferman, çıkmaz sokakların özünden VUR BENİ. . .
Kuytu köşelere güneş doğmazsa beni bekleme,
Gecelerin arta kalan ama gözünden VUR BENİ. . .
Dil-i zarımın deryası zülfünden nârâ düştü,
Gönül üftade gül-i rûhsârından hârâ düştü,
Eriyor al karlı dağlarım, ürkek bir nazara düştü,
Sise bürünmüş ateşsiz közümden VUR BENİ. . .
Bir divan ki aşk divanı, mevsim seninle Fâslı-ı bahar,
Cellat idam vakti diyorsa, geçin boynuma urganlar,
Şebnemler raks eder, gül dalında suskunken bakışlar,
Terk-i cana düşmüş, sevda sözünden VUR BENİ. . .
Sayrû nöbetini tutarsa kalbim, yormayın Lokman Hekim,i
Dert bende, derman Sen, getir artık hükümü,
Bahçem viran, bülbül figân, içimde başlarken gül dökümü,
Bin parçaya bölünmüş, ta sızımdan VUR BENİ. . .
Belde-i hayal bu gün sessiz bir nalâna düştü,
Çöl serapsız, serap sensiz baran-ı belaya düştü,
Aşk melâlin de ‘sevdalın’ hicapsız hicrana düştü,
Karşında dil dönmezse sağ omzumdan VUR BENİ. . .
Ey Şah-ı Devran! Gül devrini kapatıp lalezar sunma,
Dağında ceylan yolunu yitirdi, pusulasız düştü yabana,
Lal olmuş bülbül avare, ateş-i Suzan yürüdü cana,
Kışa duran çiçeksiz yazımdan VUR BENİ. . .
İlkin rotasız kaldı gemi, Çobanyıldızı karaya düştü,
Sonra yelken yırtıldı, ümit şifasız yaraya düştü,
Ben sultansız köle, Sultan uzak elde saraya düştü,
Serenat hasret kusarken, mızrapsız sazımdan VUR BENİ. . .
Zülfünün her telinde Leylasız bir mecnun ağlar,
Canan kayıtsız, dil-hâne hasret ateşiyle yanar,
Bir gün açılırsa gül, bülbül aşkı vuslata banar,
Yorgunum, derman tükenmeden visâl-i nazından VUR BENİ. . .
Yusuf’ta düğümlendi aşk, Züleyha âhûzâra düştü,
Sırça sarayımda tahtın onulmaz intizara düştü,
Virane kılındı ömür, hayal kefensiz mezara düştü,
Bul ve son kurşunla hilalsiz yıldızımdan VUR BENİ. . .
31.12.1997