
179
ŞEHİR İŞGAL ALTINDA
Kelepir vaatlerle geldiler bir gece yarısı
Asık yüzlü, cellat mustatili adamlar ...
Önce güneşi yağmaladılar, muasır medeniyet adına
Sonra alçaklığı rütbe edinip onuruna;
Çadır kurdular kurtlar sofrasına;
Bölüşmek için mazlum kanını
Yaktılar ateşten fanusu, zifiri gecenin ortasına...
Kanlı bir infazın gölgesinde,
Yere düşürmeden zulmeti
Daldılar gecenin tenhasına sinsi sinsi
Bir kuduz düş için
Kudurmuşçasına
Kuşanarak çelik zırhlı vahşeti
-aşılmaz duvarlara çarpa çarpa birazda -
Gelip dayandılar şehrin kapısına
Yeni baştan yazmak için, kanlı zulmün tarihini ...
Hikaye bilindiği gibi;
Ellerinde kanlı dilekçeler
Ceplerinde eşkalsiz gerekçeler...
Atom uygarlığı tadında
Mayın dökerek yeryüzüne ağır ağır
Ve zulmün şarkılarını kazıyarak insanlığın bedenine
Yürüdüler kanlı çizmeleriyle, hürriyetin üstüne
Yürüdüler , ölüm orucuna durmuş bir kentin
Yaralarına basarak
Ve dünya döndükçe şöhretini artacak sanarak
Yürüdüler, başıboş, dizginsiz
Ebabil ülkülerin üstüne ...
Ve direndi Bağdat’ın çocukları
Her mazlum çığlık şerefli bir ölüm kesildi tepeden tırnağa
Tepeden tırnağa kan kussa da bir çocuğun gülümsemesi
Boylanır ay ışığında şahadetin halesi
Yeni baştan boy verir direniş türküleri;
Düşerken bedeni cinayet kadimli kaldırımlara
Düşürmedi yere izzet ve şerefi
Bağrı savaş yarası analar...
Ve şimdi şerefsiz yaşamlarıyla;
Baldıran soluyor Garb’ın Soysuz Efendileri . . . .
03.04.2003