
218
KOD ADI İSTANBUL...
aşkı İstanbul’un dudaklarına...
aşkın dudaklarına İstanbul’u değdiren...O'NA ...
Mavi...Sarmış yine alemi...Dingin bir suskunluk gibi...
Rüya içinde resmettiğim kadim bir hikaye…
Hikaye mi?...Bilindiği gibi...Çamlıca’dan Emirgan’a…
Aşk en koyu tonuyla kuşatmış gönülleri...Bıçak altında bir İsmail misali...
Fatih in edasıyla bir sabah uykusunda Marmara renkli...
Boğazın serin sularında…
Cumbalı taş avluda kesik çocuk sesleri...Surlardan kopup gelen Hüdayi sofrasında bir mavi...Sardı alemi...
...Ve O bambaşka..
Gülüm...adını yazıp yazıp siliveren dalgalar ağlamaklı...
Gülüm de rüzgar eser...Ve poyraz keser bir martı ıslığında muhacir düşleri….Beyazıt’tan Sirkeci Garı’na ...
Şair’in dudağında keskin uçlu bir rubai…Toz duman Mısır Çarşısı’nda birkaç yüz yıllık hatıra...Deli gömleği...Gülüm...Soldu...
Biliyordum solacağını...Yitik ezel gülü...Haliç’e doğru...Bir rüzgar eser...Otuzdört adet gül...Bir yanı gümüş ayazlı...
Bir yanı ateş kırmızısı…Kalbiyle kalbimin arasında...Rengi ne olursa olsun...Deli gömleğinin yakasında ....Bütün güller soluyor ama;Mavi gülün solmuş olanı bile bir harika...Gülüm...Soldu...Kaçamak bakışlarda...
Ve O Bambaşka...
Sevmedim hiç buhurdan sessizliğini...Alnından öptüğüm yıldız kayması gecelerini...Lale Devri’nin takvimleri …
Nal sesleri Kandilli de uykumu parçalar...Mihrabında mahsun ve mahçup… Dua ve Zikir...
Doğum gününe has tebdil-i intizar...Çile ve fikir...
beş vakit ilham doluyum...Beş vakit başım yere eğilir...Mabedin sırrını ifşa ederken Sinan ...Göğsünü mabedine demirleyen nefer...Bir çift Semazen misali Babiâli’den Bağdat’a mahsun bakar...
Süleymaniye’nin arka sokaklarından süzülüp Vefa da yankılanan yanık bir Ney sesi…Bağrı yangın yeri bir Neyzen…Bilmezdim 02:25 leri...Dinlemezdim her gönüle konu olmuş hikayeni...çırpınan su gibi...Uyumazdım ölümlerini...Geceleri...Sevmezdim...
...O' mu ?...O Bambaşka...
Hasret iklimleri...Hüdai duruşunda...Bir derviş yakıştırmasında...
Eyüp gibi...Fatih gibi...Başkasını tanımadım ki!..
Bir gecede bin gündüzü yaşayamadım...O’nun gibi...Hüsn’ü Galib in kızıl güllerine denk...Hüsn-ü Aşk’ın Nur-u Siyah’ında boğulmadım...Boğulmadı kanlı gözyaşlarım...
Hasret sürgün renginde bir ateş..Seninle benim gibi…
Karşı kaldırımlarda büyüdük…Kalp atışlarımızda büyüdü kadırgalı sultanlar…
Hünkar İskelesi’nde bir münzevi yorgunluk topluyor geceye …Sultan ben olmalıyım bu hikayede…Hürrem ben…Hünkar ben…
Kayıp bir cariyenin tılsımlı şarkılarında…Babil efkarlı bir hasret… Yusuf’tan yana...Gömleğime yakışan tanıdık bir sima…
Celî ve ta’lîk sülüs nakışıyla ,Züleyha bakışıyla gömleğimin kokusuna eş değer bir hasret...Hasret Elif olmalı...
Bir hattatın siyah mürekkepli kaleminin ucunda...Hırkama zafer iliştiren....Gemileri karadan yürüten…ahhh! hasret..
Sonra O ...Zaten Bambaşka…
Gecenin ortasında…Yıldızlara dokunamadım…Devasa bir kuruntu Kız Kulesi’nin kente yabancı düşen masalında…Mahmur bir Şair’in hırkasında…Parmağına takılan yüzük ateştendi / avuçlarıma bıraktığında , ağlamaklı halim bu sebeptendi..Bir münzevi yedi tepeden karanlığa gömmeli, kınında çürüyen kelimeleri / Ulubatlı ihtişamıyla surlara ulaşmasada ...Çoğu zaman gözünü kapattığı anda güneşi yok ettiğini zanneden akl-ı evvellerin arasında bir “kalabalık” tım…ve yalnızdım…yıldızlar fethin habercisi gibi seninle benim aramda… Yıldızlara dokunamadım...
O...hala bambaşka.
Haziran 2008